Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

PAÇA

  Bir arkadaşım bana bir keresinde şu hikayeyi anlattı. Lokantanın kapısından içeri girdiğinde ,onlar dışarı çıkıyormuş.Üç kişilik bir aile.Kadın ağlıyor, kocası bir taraftan oğlunun koluna girip yardımcı oluyor , diğer taraftan da karısına teselli vermeye çalışıyor. Öylece yanlarından geçip gitmişler . Arkadaşım çorba siparişi vermiş. Bol sarımsaklı , sirkeli paça çorbası. Garson işkembe verelim ağabey,paçamız kalmadı deyince bizimkisi kabul etmiş.Ben de bilirim orayı.Sabahları çorbaları hem doyurucu hem lezzetli olur. Neyse efendim . Arkadaş , çorbayı getiren garsona , az önceki aileyi , özellikle kadının neden ağladığını sormuş. Meğer garson da , içindeki sıkıntıyı dökmeye dünden razıymış.Karşısındaki sandalyeye oturup başlamış anlatmaya. Kadıncağız kocasını ikna etmek için çok uğraşmış.Biriktirdikleri parayla tüp bebek istiyormuş.Adam zürriyetinin karışmasından pek korktuğundan ilk başta yanaşmamış fakat doktorun kadın olmasından dolayı zar zor ikna olmuş. Tedavi sonuç vermemiş...

HİSSİZ

  ''Bir orospu , orospu olmadan önce birini sevip sevişseydi ona yine orospu derlerdi.'' Ne dalga sesi, ne özgürlüğünü bir lokma simide unutan martı, ne de etraftaki insan gürültüsü , beynini kemiren duyguların aklından silinip gitmesine yardımcı oluyordu. Dik oturduğu sandalyeden biraz daha aşağıya kaydı. Kumral teni, uzun boyu, dışarıdan onu zengin gösteren kabanı ile bir heykel gibi kıpırdamadan oturuyordu. Kafedeki tüm masalar neşesini bastıramayan öğrencilerle doluydu. Kaşları ile başının ortasına kadar gelen bölümün , göz alıcı parlaklığından mıdır , yoksa ince yapılı gözlüklerinin onu bir öğretmen gibi gösterdiğinden midir , bir ayrık otu gibi diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordu. Farklıydı da. Telefonda görüştüğü kişi o kalabalıkta hiç tereddüt etmeden onu bulabildi. Konuşmadan çay içtiler. Kadının bir kuralı vardı . Kendi istediği yere gidilecek ve parasını peşin alacaktı. Akşam olduğunda, tatmin olmuş vücudu ,huzura erememiş aklı ile otele yerleşmeden ön...

MAHALLENİN DELİSİ

  Benim adım Zâle. Anlatsam kimse inanmaz .Mahallenin delisiyim . Yine geldi mendebur suratlı. Yanımdaki divana oturdu. Pis pis sırıtıp senin adını ben koydum dedi. Hiç bilinmedik bir isimdir benimkisi. Babam hayır diye diretse de hakkımı helal etmem deyince yapacak bir şey kalmamış. Neden nine diye sordum, konuşurken yüzüne bile bakmadan .Kızdığımı anlasın. İnsan Ayşe ,Fatma koyar , Zâle 'de neyin nesi? Bari kendi adını koysaydın. Çok bağırmışım herhalde. Ağabeyim odaya girdi. Sen yine tekin durmayacaksın belli dedi. Ellerimden divana bağlayıp kilit vurdu. Geçenlerde aşure getiren komşunun kafasına aşureyi geçirip bir güzel dövmüşüm de… Canını zor kurtarmış da... Ben yapmadım dediysem de inandıramadım bir türlü. Kimle konuşuyordun sen diye sorduğunda , ninemle deyince acı acı güldü .Onu ne zamandır gülerken görmüyordum .Anca, dudaklarının arasına öfkeli ve üzüntülü bir ifade yerleşir. Siz onu zorla gülüyor zannedersiniz. ‘’Yengen bu günleri gördüydü .Çok mübarek kadınmış rahmetli’...

SON ŞİİR

  Uzun zamandır kalemi eline almamıştı . Yaşlanmanın verdiği ağırlık ile günlük hayatın telaşı karışınca , zaman ne kadar da hızla akıp gidiyordu ? Hâla aynı evdeydiler. Uzun yıllar boyunca sokaklar, binalar , yollar, köprüler hepsi değişmişti. Bu ev hariç. İki katlı müstakil ve kireç boyalı bu ev bazen kayıp giden zamanı frenler , hayatın akışını yavaşlatırdı . Yaşlı ve kırılgan ruhuna hediye verilmesini isteseydi eğer , tek arzusu bu olurdu . O gecelerden biriydi yine. Yürüdükçe ayaklarının altından çıkan ahşap gıcırtıları, istiflenmiş odunların sobadaki çıtırtıları, ateşin isinden simsiyah olmuş çaydanlığın ıslığı , tıpkı eski günlerdeki gibi onunla konuşuyordu. Öylesine divana bırakılmış battaniyeler , su bidonuna konulmuş zeytin taneleri gözüne özenle renklendirilmiş tablolar gibi görünüyordu. Tıpkı eski zamanlardaki verimli günleri gibi. Bu ilham onu değiştirmiş ,ne zamandır miskin duran zihninin harekete geçmesini sağlamıştı. Ruhunun incelikleri, donmadan önce karıncalaşan e...

BOŞLUK KORKUSU

  Hiçbir rakam ikiye bölündüğünde sıfırı vermez. Tıpkı benim gibi . Sürekli bölündüğüm,, parçalandığım halde yaşayıp gidiyorum . Eksilerek. Öfke yerini sessiz bir geçişle çaresizliğe bırakıyor .Oysa öfke gürültülüdür , öfke kalabalıktır ; ki anlarsın iç sesin herkesle konuşur . Teslimiyeti yoktur. Şimdi tüm dünya yapılan kötülüklere tepkisizken ,mevzu bahis sen olduğunda herkes sövüyor yanında .Sırf seninle olduklarının ispatı için . Oysa yalan . Herkes içindeki sessiz çaresizliği ile yapayalnız yaşayıp gidiyor . Doktora bunları söylediğimde "Esas sorunumuz bu değildi. Bu seferki buluşmamız diğerlerinden farklı oldu.Bunları ilk defa anlatıyorsun " diyor. "Farketmez" diyorum . Hala ne yaparsam yapayım içimdeki o boşluğu kapatamıyorum . Ne demiştiniz bana ? Adını bir türlü aklımda tutamıyorum . "Horror vocui. " Boş alan korkusu . "Hah işte o" diyorum doktora . Tabiatta dağlar , ağaçlar , çiçekler , hayvanlar ... Hiç yersiz bir şey yok . İnsanoğlu d...

DUVARDA AŞK

  Uyursam daha kötü bir sabaha uyanacakmışım hissi yüzünden gözlerim şiş. Topluluk içinde çalınan bir eşyadan bile -sen çalmadığın hâlde - kendinden şüphe duyan insan , onu gördüğünde nasıl böyle olmaz ki ? O'nu görememek kağıt kesiği gibi. Keskin ve acılı. Küçücük ağzını çevreleyen pespembe dudakları , ben sizin bildiğiniz kadınlardan değilim diyen çenesi ,yüzünün ortasında bir zafer sancağını andıran burnu... O ıslak bakışlı gözleri, dünyasına hasbel kader dokunduklarına bir bayrak gibi ''ben buradayım'' beni görün , bana saygı duyun diyor. Herşeyin yerli yerinde diyenlere , mutsuz olmaya ne hakkın var diyenlere onu işaret ediyorum . Burada olmasaydı dayanabilir miydim bilemiyorum . Bugün bana verdikleri ilaçları dilimin altına sakladım. O yoksa ilaca da gerek yok . Nerededir ne yapar bilmiyorum .Beni bu kadar merakta bırakmasına kızamayacak kadar özlüyorum. O burada değilse , kaderim içinde kaybolduğum cevapsız sorulardan ibaret Bembeyaz elbiseler içinde ne zaman...

KURSAĞIMIZDAKİ SORULAR

  İnsan bir tanışmaya kendi tarihinin başlangıcı diyebilir mi ?  Yazar Ülkü Ayvaz Yatalak Kraliçe öyküsüne bu soru ile başlar. Herkesin kendi sorularına kendi cevapları vardır muhakkak ; ama bir süre önce duyduğum şu soru insanın benliğini, duygularını allak bullak etmiyorsa kimse ben milliyetçiyim , ben sosyalistim ,ben müslümanım demesin. Karamandaki göçen maden ocağında oğlunun mahsur kaldığını duyan anne madenin su bastığını duyunca, ''oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?'' diye acı acı feryat ederek sorar.  Oğlu madenden çıkamadı ve sorusu hala kursağımda.  140 ! TL yoksulluk maaşı bağlanan anne , günümüzden  beş gün önce daha yeni  vefat etti. Önümüze unutulan, binlerce umursanmayan sorulardan birini bırakarak. -Madende kalan işçilerden birinin eşine mikrofon uzatıldığında kadın:  madenden çıksa ne olacak ki demişti. Kredi borcunu ödeyemiyoruz, yiyecek ekmeğimiz yok diyordu. -Daha önce göçükten canlı çıkarılan bir maden işçisi ambulans...

KADIN KÜLTÜRÜMÜZ BUDUR ABİLER

  Gözleriniz kapatın. Hayattan, başı sonu bitmek bilmez isteklerinizi bir kenara bırakın ve düşünün. Bilmediğiniz bir yerlerde çığlık çığlığa bağırın ve kimseler duymasın . kadınsınız veya erkeksiniz. Farketmez. Biri sizi zorla yüzükoyun yatırıp, ağzınızı sıkı sıkıya kapatsın. Kimseler duymasın sizi, kimseler görmesin. Canınız acısın , elleriyle nefesinizi kesip canınız çıkacak gibi olsun . Öylece tecavüz etsinler size. İşleri bittikten sonra bir çöpmüşsünüz gibi sizi oraya atıversinler. Yardım için bağıracak sesiniz bile çıkmasın.Orada öylece çaresizce yardım bekleyin. Düşünmesi bile ne kadar ürkütücü değil mi? Hatta bir erkekseniz hayal edemezsiniz. Sevgisizliğin ve nefret hissinin tavana vurduğu memleketimizde tecavüz, cinayet ,yaralama ... Hiçbir şey ifade etmiyor maalesef. Kanıksadık. Burnun sürekli aynı kötü koku içinde olduğunda hiç kötü koku alamadığı gibiyiz. Hissisiz. Bu ülkede kadın kahkasına laf atıldı, kuyruk sallayanın başına geleceği vardır dendi ; fakat, sonucunun s...

KİM BİLİR?

Ahlâkı, siyaseti, hukuku , estetiği her şeyi bildiğini iddia eden mukterdirler de, yanılmışlar tezgahının daimi sahipleri de hiçbir şey değiştiremiyor, değiştirmiyor. Çoğunluğun sürekli kötüye dönüştüğünü, her kesimin kendinden olanı birinci derece yakîni , kendinden olmayanı hain gördüğü bu toplumda , belki bizim gibi az olanlar  yanılıyordur kim bilir?       Kim bilir;  Futbol ile uyuşmuş  ,  eline bir kitap almaktansa günde ortalama altı saat televizyon izlemiş aitler güruhu durup düşünür, bu ekonomik girdapta araba ,beyaz eşya , mobilya alamadığı halde vergi indiriminden medet uman iyimserler harekete geçip biraz da olsa sorgulamaya meyleder.      Kim bilir ; Mine Kırıkkanat ile Misvak dergisinin pervasızlıkları arasında bir dilimiz olur .     Kim bilir; Yaşamda kalmak ile yaşamın hakkını vermek arasında  ki farkı anlayabilecek bir nesil için çabalarız. Can çıkmadan umut çıkmazmış ama ; maalesef, ...

BU BİR PİPO DEĞİLDİR

  Rene Magritte isimli sürrealist ressam bir pipo resmi çizmiş ve resmin altına ‘’bu bir pipo değildir’’yazdığında filozoflara bile tartışacak bir ortam yaratmıştır. Buna benzer bir konuyu sevgili Doğan Cüceloğlu ‘’mış gibi yaşamak’’ deyimini ortaya koyduğunda o bile bu kadar ‘’ öyleymiş gibi’’ gibi yaşayanların çok olduğunu tahmin etmiyordu sanırım.   ** Onca insan var ki çevremizde öyleymiş gibi yaşayan,gerçekte kim olduğunu gizleyip bir tiyatro sahnesine çevirdiği hayatında nice maskeler takıp yaşamayı zorlaştırıp duruyorlar kendilerine. Sanki bıraktığı sakal ve bıyığa göre daha muhafazakar,yaptırdığı dövmenin şekline göre daha uçarı,veya kullandığı arabaya göre daha kişilikli oluyor insan. _Didaktik olmayı yaşam tarzı olarak benimsemiş,senin ne düşündüğün ile zerre kadar ilgilenmeyen öğreticilerden, _Ömrünü sevdiği kişinin onu da seveceğine inanarak bekleyen aşıklardan, _Attığı her adımın milyonlar tarafından takdir gördüğünü zanneden yöneticilerden, kendimizi arındır...

Devlet Acıyı Neden Diri tutar ?

  Toplumsal hafıza ,      toplumun geçmişten getirdiği bütün birikimler gelenekler, yaşam tarzı ve her şeyiyle oluşturduğu     bir kimliktir. Bireylerin, dolayısıyla toplumların kendi kültürleri ve aidiyetleri arasında bulunan iç dinamikler ,iklim şartları ve/veya  coğrafyaya göre değişse de ,değişmeyen tek bir şey var: Biriktirdiğimiz anıların oluşturduğu toplumsal hafıza. Yıllar sonra da olsa   II.Dünya Savaşının , Yahudi soykırımının, Kızılderililerin yaşadıkları acılar , meydan muharebelerinden zaferle ayrılan ordular ,günümüzde halâ zihinlerimizin en başköşesinde barınıyorlar. Acıların veya zaferlerin unutulmaması için icra edilen anma veya kutlamalar, bir kült haline gelip günümüz hümanist liberalizminin temelini oluşturdular. Siyahilere yapılan ırkçılığın insanlık dışı bir zalimliğe dönüşmesinden sonra, herkes özgürlüğüne daha sıkı sarılıyor. Hitlerin soykırımı  yüzünden Yahudilere İsrail gibi bir  ülke ve...

Ahlak

  san türünün bilinç eşiğini atladığından bu yana sorduğu en anlamlı soru :  Ahlak nedir? Uyulması gereken kurallar zamanla kemikleşmiş bir bilgiye evriliyor.Sadece bu kadar. Milyonlarca yıl önce Hammurabi kanunlarında , nasıl üstün ırk , sıradan insanlar ve köleler kat’i bir sıradan ahlak oluşturduysa , günümüzde de eşitlik kavramı da bir ahlak yapısı oluşturuyor. Nasıl köleliğin günümüz şartlarında insanlık dışı olduğunu düşünüyorsak,yüzyıllar sonra eşitlik ve özgürlük kavramlarına da böyle bakılamayacağının bir garantisi yok.Çünkü hepsi hali hazırda içinde bir paradoks barındırıyor.   Bir davranışa yüklediğimiz anlam onu ahlak kavramına götürdüğüne göre , ya davranışa yanlış bir anlam yüklüyorsak?  Socrates sorunun cevabını kendince ‘’kimse bilerek kötülük yapmaz ,bunu yapıyorsa bilmediğinden yapıyordur’’ diyerek iyiliği ahlakın ön koşulu haline getiriyor. Fakat önemli bir husus var.   Davranış! Ahlakın bizi hamle yapmaya zorladığı alan ya gerçek  b...

Dilimde bir muamma '' Farkındalık ''

  Mutlu çevre yaratmak için mutlu kişi ,mutlu eş-baba , mutlu bir sosyal birey olmalıyız ki; gelişimimiz adına attığımız adımlar bizi ileriye götürebilsin. Fakat günümüz insanın ekonomik yapısının insanı sürüklediği girdabın, günlük yaşamımızın içinde bizleri olumsuz etkilemediğini düşünmek ‘’farkındalık’’ kavramını fark edememek manasına geliyor. Her gün denize bakan bir insan ile her gün dağa bakan insanın, dünya ve psikolojik görüşü nasıl bir olamayacak ise her gün geçim kaygısı yaşayan birinin de farkındalığı diğer insanlardan farklı gelişebiliyor. İnsanların terk edilmeleri , inandırıcılıkta problem yaşamaları ya da başarılı olmak adına attığı adımların görülmemesi ,şartlandırılmış akıllar ve sınırlı bir ortam içinde pek önem arz etmeyebilir. Çok da önemli değildir bu. Başarı , İnsanlar tarafından , kaybettikleri alanlarını , haklarını , geri alabileceği bir geri dönüşüm kutusu gibi görülebilir. Fakat özgürce ve ahlaklıca düşünen herkes başarının göreceli olduğu konusunda hemf...