Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yanan

üflendiğinde sur denilen mahşerin sireni , akacak boyaları tüm ruhların. Tüm itiraflar yüzlere gözlere bulanmış  eğlencelik bir seyirdir cehennem. Yalnızlığın yüz karası bir zaferden  ahmaklık ve çıkar hep  Uğruna yandığın her şey  çaresiz. Değmez tüm bu günahlara.

toprak kokusu

Yağmurla temizleniyor şehir. Kirpikleri ıslanmış yalnızlar ve yalnızlıklar doyuyor toprağa. Sahnesi kurulmuş tüm oyuncular  iniyor meydanlara. Yağmur celladı oluyor makyajlı yüzlerin. Tozlar suya karışıp çamura dönüşürken, Sen beliriyorsun zihnimde. Tertemiz. Dupduru. Tüm günahı dünyanın, teslim olur bir ekim sonbaharına. Elde edilmiş tüm kalabalıklar çekilirken kovuklarına, Zihnim yapayalnız bir karmaşa. Tüm ölümler bir çareymiş gibi inananların dilinde. Oysa yaşayınca, Ki bir sonbahar serinliğini solurken içine, dağ yamacındaymışsın gibi. Toprak kokar gibidir  yaşamın  koynu.

güz duası

Gözlerime gözlerine yasladım ya, Güzellik  kokuyor yanakların. son yaz ikindisi bir sarhoşluğun, Kardeş zamanlı rastlantısıdır sana olan sevincim. Saçların yaz bitimi sararmış bir yaprak gibi. serde sere serpe uzanmış hayaller var. ılık bir rüzgar eser  göğsünün düşüne, Sonbahar  dostudur terleyen  avuçlarımın.. Varlığın bir canlının can suyu Nesnelerin anlam parlaklığı. Bilirim güz duasıdır bu. Mevsim devşirirken alın terinin yalnızlığına Öncesiz ve sonrasız bir huzurdur varlığın.

Dik dur.

Dik dur. Kabarmış göğsünden süzülür vicdanının yadigârları. Hacıyatmaz bir özlemdir barış, Bir yerden bir yere değen. Kaos , ruhlara  kök salmış  bir ağaç gibi. Bugün burada , dönüp dururken dünya, Hırs Kin Öfke Vicdan Toprak Aşk Su Rahmet Ecel, Ne varsa bilinen Dönüşüyor karmaşaya.

tahteravalli

Bir meydan dolusu fikrin, tam ortasında büzülüyorum. şımartılmış syanlarım olmadı hiç. Aklım bir tahtereravalli. Bir taraf isyan bir taraf tevekkül. güneş nereye doğarsa ! oysa tüm zerremle kabullenmişliğim var kaderi. Kaçırılmış tüm duraklarda, Mezardaki fatihalar ve aşırı kilolarımla, beceremez isem yaşamayı ve yaşatmayı, Kovarlar beni bu şehirden. Sıvadığım paçalarımla bir deniz kenarında, tüm marmara ve kutsallar unutulur iğde kokularında. ıhlamur biraz. koca koca papatyalar. ve tüm gizemiyle buralara kasım geliyor. birikiyor yeminler.

Kakofoni.

Yeni açılmış bademler  unutturuyor yorgunluğunu emeğin, bunca kakofoni çekilir gibi değil ! Sararmaya yüz tutmuş başaklar azarlıyor beni, Üç maymun cin gibi açlıktan. Belki bağırsan dinecek bu yağma , bu talan , hırsızlık, susturuyorlar seni. kokuları çalamıyorlar ama. Allah'tan. Sesleri. Çayın buğusunu. Sövmek bile umutlandırıyor adamı. Adam dediysek : Toprak altındaki madenciler kadar değil. Sahi ; tekrar gömülmek için mi çıkarırlar göçük altından cesetleri ? Daha çok çalıştırmak için beslerler dinç işçileri ? Çeşmeler katran karası akar böyle şehirlerde Bitki örtüsü kurak. kuyruğuna tenekeler bağlanmış hayvanlar acılı. Güzel kokmaya çalışan , yarı uyur, yarı uyanık erkekler , Geniş kalçalı kadınlar pes ediyor aynalara. ve; kalçanın kalpten, emeğin haktan, adaletin boştan olduğu yerde zordur sevmek-sevilmek. Taşan cepler değil , mavilikleri olmalı insanın. Bulutları. Lekesiz bir evren hayal ediyorken, pürüzsüz hayaller içinde, sevdik ve yaşadık. ...