Ana içeriğe atla

DUVARDA AŞK

 Uyursam daha kötü bir sabaha uyanacakmışım hissi yüzünden gözlerim şiş. Topluluk içinde çalınan bir eşyadan bile -sen çalmadığın hâlde - kendinden şüphe duyan insan , onu gördüğünde nasıl böyle olmaz ki ?

O'nu görememek kağıt kesiği gibi. Keskin ve acılı. Küçücük ağzını çevreleyen pespembe dudakları , ben sizin bildiğiniz kadınlardan değilim diyen çenesi ,yüzünün ortasında bir zafer sancağını andıran burnu...
O ıslak bakışlı gözleri, dünyasına hasbel kader dokunduklarına bir bayrak gibi ''ben buradayım'' beni görün , bana saygı duyun diyor.
Herşeyin yerli yerinde diyenlere , mutsuz olmaya ne hakkın var diyenlere onu işaret ediyorum . Burada olmasaydı dayanabilir miydim bilemiyorum . Bugün bana verdikleri ilaçları dilimin altına sakladım. O yoksa ilaca da gerek yok . Nerededir ne yapar bilmiyorum .Beni bu kadar merakta bırakmasına kızamayacak kadar özlüyorum. O burada değilse , kaderim içinde kaybolduğum cevapsız sorulardan ibaret


Bembeyaz elbiseler içinde ne zaman çıkagelse , pemceremdeki karlar eriyor, odam parıldıyor.
Kimse bilmez beni. Kimse anlamıyor.Ne zaman onu anlatmaya çalışsam söylediklerim bitmeden gülüyorlar bana.Szi ne anlarsınız ki , sevmek için bir sebep aramaya gerek yok ki diye bağırıyorum .Benden korkuyorlar , kaçıyorlar.
Duvardaki tabloyu öpüyorum her gece. Sus işareti yapıyor bana o güzelim dudaklarına götürerek .
''Sus '' diyor , '' elbet geleceğim''.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.