Ana içeriğe atla

HİSSİZ

 ''Bir orospu , orospu olmadan önce birini sevip sevişseydi ona yine orospu derlerdi.''


Ne dalga sesi, ne özgürlüğünü bir lokma simide unutan martı, ne de etraftaki insan gürültüsü , beynini kemiren duyguların aklından silinip gitmesine yardımcı oluyordu.
Dik oturduğu sandalyeden biraz daha aşağıya kaydı. Kumral teni, uzun boyu, dışarıdan onu zengin gösteren kabanı ile bir heykel gibi kıpırdamadan oturuyordu.
Kafedeki tüm masalar neşesini bastıramayan öğrencilerle doluydu. Kaşları ile başının ortasına kadar gelen bölümün , göz alıcı parlaklığından mıdır , yoksa ince yapılı gözlüklerinin onu bir öğretmen gibi gösterdiğinden midir , bir ayrık otu gibi diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordu. Farklıydı da. Telefonda görüştüğü kişi o kalabalıkta hiç tereddüt etmeden onu bulabildi. Konuşmadan çay içtiler. Kadının bir kuralı vardı . Kendi istediği yere gidilecek ve parasını peşin alacaktı.


Akşam olduğunda, tatmin olmuş vücudu ,huzura erememiş aklı ile otele yerleşmeden önce , gezinmek istedi.
Her utanç ile şehvet arasında kaldığında kendini karanlığa gömerdi . Bu durumun yan etkileri elbette olurdu fakat yalnızlığın ve karanlığın onu arındırabileceğine inanıyordu.


Oteline yerleşti. Dolaptan çıkardığı şarabıyla ,önceden ılık suyla doldurduğu küvete girdi.
Bugünkü kadının hikayesi vardı aklında. Sevdiğiyle öpüşürken yakalandığından öldürülmemek için zor kaçmış ellerinden . Şimdi nasılsın diye sorduğunda
"Bir orospu orospu olmadan önce birini seçip sevişseydi ,ona yine orospu derlerdi " demişti.
Nasıl olduğunun net biçimde cevabı buydu.


Küvetten çıktı . Yatağa uzandı. Yarınki toplantı için hazırladığı metni düşündü , boş verdi. Nasılsa kağıttan okurdu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.