Ana içeriğe atla

Devlet Acıyı Neden Diri tutar ?

 Toplumsal hafıza ,   toplumun geçmişten getirdiği bütün birikimler gelenekler, yaşam tarzı ve her şeyiyle oluşturduğu  bir kimliktir.

Bireylerin, dolayısıyla toplumların kendi kültürleri ve aidiyetleri arasında bulunan iç dinamikler ,iklim şartları ve/veya  coğrafyaya göre değişse de ,değişmeyen tek bir şey var:

Biriktirdiğimiz anıların oluşturduğu toplumsal hafıza.

Yıllar sonra da olsa   II.Dünya Savaşının , Yahudi soykırımının, Kızılderililerin yaşadıkları acılar , meydan muharebelerinden zaferle ayrılan ordular ,günümüzde halâ zihinlerimizin en başköşesinde barınıyorlar.

Acıların veya zaferlerin unutulmaması için icra edilen anma veya kutlamalar, bir kült haline gelip günümüz hümanist liberalizminin temelini oluşturdular.

Siyahilere yapılan ırkçılığın insanlık dışı bir zalimliğe dönüşmesinden sonra, herkes özgürlüğüne daha sıkı sarılıyor. Hitlerin soykırımı  yüzünden Yahudilere İsrail gibi bir  ülke verildi.Avrupa Fransız devriminin yarattığı rüzgarı unutur mu dersiniz?

Ve diri tutulan tüm konular sinema  , şiir  , resim-heykel gibi  sanat dalları  ile canlılığını korudu ve bu günlere argümanlarını daha da güçlendirerek geldi.

Bizim konumuz ise yaşadığımız vatanımız.Sınırlarını kırmızı çizgilere koyu koyu boyadığımız ,bir karışına bile halel getirmeyecek kadar diri tuttuğumuz savaş hafızamız.

Türkiye'nin 68 kuşağı çok sıkıntılar yaşadı. Bu konuyla ilgili herhangi bir çalışma yok ama 80 döneminde yaşanılan acılara  ait bir çok sinema filmi yapıldı. Şiirleri yazıldı , uğruna şarkılar bestelenecek iz bıraktı.Hafızamızda hala diri duruyor.

 

Toplumsal hafızamıza dair  Çanakkale savaşları, birkaç milli bayram , darbeler  hala canlılığını koruyor fakat  benim asıl merak ettiğim  hükümetimizin 28 şubat dönemi ve öncesine dair bu ülkede yaşayan müslümaların onca yaşadığı haksızlık, demokrasi dışı muameleler neden hiç kültür ve sanata yansımadı? Neden güç ilerledikçe bir intikam hissine dönüştü.

Oysa hükümet  bu yaşananları güç ve intikam hissiyle değil dönüşüm hissiyle sanata ve dolayısıyla daha güçlü bir tepki-cevap alanına çekebilseydi bugün çok farklı konuları konuşuyor olurduk.

Ve maalesef genlerimizde bulunan savaşçı ruhlarımızın da etkisiyle her daim kendimize içeride ve dışarıda bir düşman bulduk, bulacağız.

Bu durum bizim kısa ve uzun vadeli toplumsal hafızamızı ortadan kaldıracak maalesef.

Sadece kendi sınırları korumak zorunluluğu ile yaşayanlar,dayatılan yarışma programları sebebiyle  sürekli bir rekabet ve hırs aşılananlar, fanatik derecede futbol bağımlıları, ve dizi fenomenlerine tapan bir güruh  yaratılıyor diye çırpınıyorduk.

Şimdi eğitim fırsatı olanlar sınav yarışmasıyla ,olmayanlar ise süper lig rekabeti ile baş başalar.

Bu yüzdendir ki çözüm süreci , siyasi birliktelikler , İsrail , Avrupa birliği , faiz lobisi ile olan ilişkilerimizin sürekli değişken olması bize bir şey ifade etmiyor. Çünkü ‘’uzak’’ hafızamıza halâ hakim olsak da yakın hafızamızı kaybettik.

İstanbulun fethini unutmayanlar mavi Marmarayı unutabiliyorlar , İphone telefonunu kıranlar U dönüşünü kolaylıkla , Avrupa birliğine kin püskürenler , Almanya'ya kızanlar  zor da olsa durumu kabullenebiliyorlar.

Sırada andımızın tartışması var .  Hangi minvalde sonuç bulacak göreceğiz.

 

Diri tuttuğumuz acılarımız , anmalarımız da olmalı elbet . Fakat gözü tetikte savaşçı gibi yaşıyor olmanın profesyonel askerlik dışında bize bir yararı yok.

Babalarımız sanayi devrimini kaçırdı biz ise teknoloji devrimini.

Bu yüzden gelecek nesilleri daha motive eden , çalışmaya ve üretmeye sevk edecek bir uyanış ve toplumsal hafıza üretemezsek onlara  dipdiri kalacak acılı bir hafıza bırakacağız

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.