Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mother filmi üzerine

  Kendimi tekrar etmeyi sevmem! Bu cümleyi kendini beğenmiş bir şair değil de , yaratıcının bizzat kendisi söyleseydi ne olurdu? İnsanoğlu varoluşunu idrak ettiğinden beridir hem evrene hem de kendine anlam yüklemeye çalışıp duruyor. Din , sanat , savaş ,barış bu yüzden var. Varlığını idrak eden insan, nedenlerini kavramaya çalıştıkça , kendi hiçliği içinden problemler üretip kendini kaosa sürüklüyor. Hiçlik ,problem,kaos… İnsanın kısır döngüsü. Ya tanrı? İnsanın ilk evini nasıl yarattı? Ya her şeyi , kendisine inananı- inanmayanı yıkıntılar içinde bırakacak bir döngüyle sonlandıracaksa ? Ya da ilk bakışta kaos gibi görünen düzenli yapılar içinde gerçeği biz anlayamıyorsak? Bu sorulara cevap bulduğunu iddia eden din , kendi içinde semboller ve kattmanlar ile anlatıyor kendini. Tanrı yaratım sürecinde kusurlu, ve yarattığı insanın oluşturduğu çoğunluk (toplum), zalim ve ahmak kalabalıklara dönüşüyor. mother filmi linki Bu kötülük içinde ‘’öteki’’ olabilirsen kazanıyorsun.İşte size y...

Parçalanmış

  Türkiye’de çoğu film-dizi, yaşadığımız hayatın çok uzağında , zıtlıklar üzerine kurulmuş senaryolardan oluşuyor. İçi geçmiş aşk dizilerinin içine sokulmuş üçüncü şahıs figürleriyle iş  zenginleştirilmeye çalışılsa da durum ortada. Genlerimize işlenen kötüye haklılık yükleme, izlenilebilirlik adına keyfi arttırsa da bu film konuştuklarımızın çok uzağında. İyi-kötü ,  güzel-çirkin tezatlarının sınırlarını ortadan kaldırarak  yeni bir metafor yaratması şapka çıkaracak cinsten.  Film , modern dünyanın en büyük savaşını anlatıyor bize. ‘’Olmak istediğin kişi ile olduğun kişi’’ arasındaki büyüyen mesafeyi. Din , milliyet, sınıf ,kültür, cinsiyet, ekonomik..                                                  Yaşayabilmek için ne kadar ayrım varsa o kadar  karakter yaratıyoruz kendimize. Kaldı ki filmin ana oyuncusunun  yirmi üç tane kar...

Bir Başka mıyız?

  Netfilix ‘in popüler etmek istediği diziyi parlatarak adından söz ettirme başarısı var. Çoğunluk fikrini beyan etmek ve tarafını gösterebilmek için sıraya giriyor zaten. İnsanların popülerliği , popülerliğin de insanları beslediği yapay bir döngü. Bu dizi vasat. Ne iyi , ne kötü . Kimisine göre iyi, kimisine göre kötü. Ve maalesef popüler olanın hemen manipüle edildiği ülkemizde mutlaka suyunu çıkaracak “devam’'ları gelecektir. Senaristin masum dizisinde 'buhranlı zamanlarda arabada oyun havası açması gibi. Din , namus , önyargı , etnik köken vs. hepsi aynı tavada kavruluyorsa , derdimi nasıl anlatabilirim kaygısı çıkıyor ortaya. Dizi bunu vasat seviyede sürülen yaşamlar üzerinden ve derinliksiz karakterlerin değişim - dönüşüm süreci ile yapıyor. - İmamın eşinin ölümüyle ibadetten çok deniz kenarında kampla meşgul olması - kızının başörtüsünü açıp (ucundan da gösterse) eşcinsel bir ilişkiye meyletmesi - psikoloğun baş karaktere (Öykü Karayel) burun kıvırırken kendi sancılarıy...

Neden?

  Neden böyleyim ben?  Ertesi gün  giyilecek  ayakkabının yeni kokusu burnuma vururken de  böyle miydim?  Yine böyle hüzünlü ?  Komşunun  ayağı sakat köpeğini de  dert ediyor muydum küçükken?  Bilmiyorum .  Sizin de kalbinizin  yaşamaktan nasır olmuş yerlerine basıyorlar mı  acısın diye?  Kim açtıysa o ilk yarayı bilmeyerek açmıştır.  Neden böyleyim ben ?  Eksiklerimin , eskilerimin tozları sinecek mi üzerime ?  Ah şu doyumsuz iktidar, Ah şu en güzel ekmeği pişirenin boynunu eğik tutan muhalefet !  Yarın bayramsa dört duvar arasında ,  verebilecek misin bize  gökyüzünü ? Yoksa söke söke alacak mıyız mı tüm kırıklıklarımızla?

Yalan

  Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri… Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.  Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı… Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana.  Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?B...

Yaşamak Payı

  Yitmiş bir ülkenin dibinde; Yoksun Sessiz Ve korkak insanlar yığılmış. Yitmiş bir ülkenin dibinde… Doymayan zenginin Ekmeği çalınan yoksulun Düğün ediyor tanrıları. Ölümü unutan düşleri arasında. Şimdi sen söyle Ey Rabbim ! Sadece karın tokluğu yeter mi yaşamak için? Ve bu çizgiyi aşan yılgınlık Göğsünü daraltan bu talan biter elbet. Düştüğümüz bu sevdanın filizinden!

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

Gölgem kendimden büyükmüş meğer.

  Bir türlü iskelesinden yakalayamadığım o gemilerin dümen suyuna bakakalıp duruyorum. Üzerinde neden ve nasıl sorularını sopalarına çivilemiş beni dövmeye çalışan herkese işaret ediyorum denizi . Bu yüzden ! Boğazın sularından bir türlü devşiremediğim başarısızlıklarıma atıyorum suçu . Annem , babam ve bir türlü o olgunlaşmayan kayısı ağacının tüm suç . Gölgem kendimden büyükmüş meğer. Kendimdeki Ben'i bir türlü anlatamadığım , anlayanın ise yanına sokmadığı gölgem . Ruhumun kanatları burkuluyor her rüzgârda . Okşanmayı bekleyen ruhum -sırf kenar mahalleli olduğumdan mıdır nedir sarılıveriyor içimdeki lambanın titreyen ışığına . Saydam biriyim ben . İçimden hiç dönmeyen gemiler geçip durdu sirenleriyle. Bir sıyrılabilsem acımasız bakışlarından, haykıracağım gerçeği. Arkamda kaz dağının rüzgarı, giyinip ipek giysilerimi yalınayak. Ey üzüm bağlarının Denizdeki tuzun Ağacın hürmetinin Sahibi ! Ne denli yakışırdı göğsüme huzur . Çevreme bereket. Ateşteki İbrahim'e taşıyacağım su ....

Yara

  Dokunulabilir bir yara mıyım ben? Sessiz. Sızıntısı olan. Herkesin sakındığı yosun tutmuş keskin bir kaya. Soğukta dökülmeyen dikenli çam yaprağı. Zamandan arınmış  sözlerim . Kıpırtısız , savunmaya mecalsiz. Ayın batışı gibi fark edilmeyen. Her gerçeğe denk Her yalana eşit. Dokunulabilir bir yara mıyım ben? Ne doğurduysa beni Yüzünde kurumuş gözyaşı. Tüm baharlarda çiçeğim kırağı. Boynuma asılan yargıların yorgunuyum Kâh susan ,kâh kusan alazlanmış dillerinden. Nerede bir  rüzgar gülü görsem Koşturuyorum kurutmak için yaralarımı.
  After Life ,  insanın yaşama sevincini, daha doğrusu yaşamanın hakkını verebilmenin sevincini sorgulayan ,hem toplum ,hem de kendi içimizdeki kader , adalet ,denklik kavramlarını derinlemesine sorgulatan bir dizi. Eşini kanserden kaybetmiş ve koyu bir yas içinde olan gazetecinin hikayesinde, es geçmeden şunu belirtmek gerekiyor: Modern zamanlarda anılarımıza nasıl sahip çıkıyoruz? Tabii ki zihnimizden çok elimizdeki teknoloji ile. Ben de dahil dijital mirasını önemseyen herkes için üzerine düşünülmesi gereken ayrı bir konu. İşte bu gazeteci eşinin anılarını korumak için bir video günlüğü yapıyor ve eşinin ölümünden sonra bu videolar ,derin, felsefi sorunlarını da beraberinde getiriyor. Dizinin en iz bırakan yanı, yaşamın değerini hatırlatabilmek için ölüme kalın çizgilerle vurgu yapması. Sevgi, aidiyet ,arkadaşlık gibi kavramları yeniden keşfetmemizi sağlayacak olan bu dizi, eşinin ölümünü ve onun bıraktığı boşluğu kendine karşı bir adaletsizlik olarak algılamamıza neden olu...

Zorunlu

Her günü sevmek zorunlu. Kendinden çok sevmezsen, koluna façadan bir dövme . Yabancıl bir dilce bağırılan duvarların dibinde suskun. Kim o ? Ki zaten Kolay karalanır göğsü günahkârın. İsa'yı çarmıha yollayan göz, sahneyi donatan neşe, Bir Haziranda günü üfleyecek: suya, ateşe, yüreğime kadar alçalan kuşlara,  köpeklere. Her günü sevmek zorunlu. kendinden çok sevmezsen, dinlenilmeyen bir ney. İlk kim, duyuyor damarlarımın şahını? Sırrı açığa çıkıyor kalbimin. Evet itirafsa itiraf. Kötü yontulmuş çocukluğumun sabahları. Kolları kesilmiş bir heykelin dölüyüm ben.