Ana içeriğe atla

Ahlak

 san türünün bilinç eşiğini atladığından bu yana sorduğu en anlamlı soru : 

Ahlak nedir?

Uyulması gereken kurallar zamanla kemikleşmiş bir bilgiye evriliyor.Sadece bu kadar. Milyonlarca yıl önce Hammurabi kanunlarında , nasıl üstün ırk , sıradan insanlar ve köleler kat’i bir sıradan ahlak oluşturduysa , günümüzde de eşitlik kavramı da bir ahlak yapısı oluşturuyor.

Nasıl köleliğin günümüz şartlarında insanlık dışı olduğunu düşünüyorsak,yüzyıllar sonra eşitlik ve özgürlük kavramlarına da böyle bakılamayacağının bir garantisi yok.Çünkü hepsi hali hazırda içinde bir paradoks barındırıyor.

  Bir davranışa yüklediğimiz anlam onu ahlak kavramına götürdüğüne göre , ya davranışa yanlış bir anlam yüklüyorsak?  Socrates sorunun cevabını kendince ‘’kimse bilerek kötülük yapmaz ,bunu yapıyorsa bilmediğinden yapıyordur’’ diyerek iyiliği ahlakın ön koşulu haline getiriyor.

Fakat önemli bir husus var.  

Davranış!

Ahlakın bizi hamle yapmaya zorladığı alan ya gerçek  bilgiye dayalı değilse?

Arap yarımadasında recmedilen kadından tutun da , tarangogu kabilesinin ölülerinin beyinlerini yemesine varacak kadar farklılık gösterebilen bu ahlak yapısının temeli ne?

İnanç?

İnsan biyolojisi?

Evrim ?

Kendi içimde bunun cevabını bulabiliyorum.İnsanlığın ilk evrelerinden genlerimize işleyen hayatta kalma dürtüsü.

Ayrıca bilgi ve davranış arasında kurulan bu bağın pratikte ’’ahlaksızlar’’ tarafından yönetiliyor olması da dünyanın en büyük sorunu 

(Gizli not : ahlaksız diye nitelemek yanlış ahlaksızlık da bir ahlak biçimi)

Bu yüzdendir ki kullandığımız en basit telefonun içindeki toryum madenini elde edebilmek için Afrika’da  Kongo’da binlerce çocuk köle niyetine çalıştırılabiliyor. Yani eşitlik adına , müreffeh bir toplum adına çıktığın yol bir başkasının özgürlüğünden haklarından gasp edilerek rotasına devam edebiliyor.

Ve ahlakın en temel ilkesi olan ‘’duygu’’ sanki bunlar hiç olmamışcasına dimdik ayakta duruyor ve olan bitenden zerrece etkilenmiyor.

Teoride erdemli bulduğu her şeyi pratikte mahvediyor. 

Nedenini gerçekten anlayamıyorum.

Ahlakın evrimsel gelişimini torunlarımız dijital miraslarımızdan çözecektir.

Bu dünyada eğer sadece keçiler yaşamış olsaydı,aşırı üreyerek ve tüketerek  dünyanın değil ama kendi sonlarını getirebilirlerdi.

Ama insan ırkının keçiden daha özel bir varlık olduğunu düşünen ben , yaşadığımız bu mutasyonun ve robotik algının ahlakı tekrar tanımlamaya ve tarif etmeye zorlayacağını düşünüyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalan

  Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri… Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.  Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı… Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana.  Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?B...

Bir Başka mıyız?

  Netfilix ‘in popüler etmek istediği diziyi parlatarak adından söz ettirme başarısı var. Çoğunluk fikrini beyan etmek ve tarafını gösterebilmek için sıraya giriyor zaten. İnsanların popülerliği , popülerliğin de insanları beslediği yapay bir döngü. Bu dizi vasat. Ne iyi , ne kötü . Kimisine göre iyi, kimisine göre kötü. Ve maalesef popüler olanın hemen manipüle edildiği ülkemizde mutlaka suyunu çıkaracak “devam’'ları gelecektir. Senaristin masum dizisinde 'buhranlı zamanlarda arabada oyun havası açması gibi. Din , namus , önyargı , etnik köken vs. hepsi aynı tavada kavruluyorsa , derdimi nasıl anlatabilirim kaygısı çıkıyor ortaya. Dizi bunu vasat seviyede sürülen yaşamlar üzerinden ve derinliksiz karakterlerin değişim - dönüşüm süreci ile yapıyor. - İmamın eşinin ölümüyle ibadetten çok deniz kenarında kampla meşgul olması - kızının başörtüsünü açıp (ucundan da gösterse) eşcinsel bir ilişkiye meyletmesi - psikoloğun baş karaktere (Öykü Karayel) burun kıvırırken kendi sancılarıy...

Neden?

  Neden böyleyim ben?  Ertesi gün  giyilecek  ayakkabının yeni kokusu burnuma vururken de  böyle miydim?  Yine böyle hüzünlü ?  Komşunun  ayağı sakat köpeğini de  dert ediyor muydum küçükken?  Bilmiyorum .  Sizin de kalbinizin  yaşamaktan nasır olmuş yerlerine basıyorlar mı  acısın diye?  Kim açtıysa o ilk yarayı bilmeyerek açmıştır.  Neden böyleyim ben ?  Eksiklerimin , eskilerimin tozları sinecek mi üzerime ?  Ah şu doyumsuz iktidar, Ah şu en güzel ekmeği pişirenin boynunu eğik tutan muhalefet !  Yarın bayramsa dört duvar arasında ,  verebilecek misin bize  gökyüzünü ? Yoksa söke söke alacak mıyız mı tüm kırıklıklarımızla?