Ana içeriğe atla

KURSAĞIMIZDAKİ SORULAR

 İnsan bir tanışmaya kendi tarihinin başlangıcı diyebilir mi ? 

Yazar Ülkü Ayvaz Yatalak Kraliçe öyküsüne bu soru ile başlar.


Herkesin kendi sorularına kendi cevapları vardır muhakkak ;
ama bir süre önce duyduğum şu soru insanın benliğini, duygularını allak bullak etmiyorsa kimse ben milliyetçiyim , ben sosyalistim ,ben müslümanım demesin.

Karamandaki göçen maden ocağında oğlunun mahsur kaldığını duyan anne madenin su bastığını duyunca, ''oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?'' diye acı acı feryat ederek sorar. 

Oğlu madenden çıkamadı ve sorusu hala kursağımda. 140 ! TL yoksulluk maaşı bağlanan anne , günümüzden  beş gün önce daha yeni  vefat etti. Önümüze unutulan, binlerce umursanmayan sorulardan birini bırakarak.


-Madende kalan işçilerden birinin eşine mikrofon uzatıldığında kadın: madenden çıksa ne olacak ki demişti. Kredi borcunu ödeyemiyoruz, yiyecek ekmeğimiz yok diyordu.
-Daha önce göçükten canlı çıkarılan bir maden işçisi ambulanstan çıkarılırken sedye kirlenmesin diye çamurlu çizmelerini çıkarmak istemişti.
- Oğlunun cenazesine yırtık lastik ayakkabılarıyla giden maden işçisinin babasına valilik 11 Tl'lik yeni lastik ayakkabı göndermiş o da ‘’almasak olmaz şimdi’’ deyip devlete saygısızlık etmek istememişti

Çeyrek yüzyıla yakındır zenginlerin daha zengin , yoksulların daha yoksullaşmasından, simit çay-asgari ücret hesabının hiç değişmediği ama onuruyla soru soranların hiç bitmesini istemediğimiz ülkemizde , asıl mesele bu aslında.

Sormak !

İnsan bir tanışmaya kendi tarihinin başlangıcı diyebilir mi ?

Ne zaman kendimiz ile tanışırsak tarihimizi yeniden başlatacağız.
Madenci analarına , nedense, sadece yoksul olan şehit analarına, evine ekmek götüremediği için yaşamayı hak etmediğini düşünen aile babalarına cevabımız yoksa , soruları bilmem ama cevapların hepsi kursağımızda kalacak.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.