Uzun zamandır kalemi eline almamıştı . Yaşlanmanın verdiği ağırlık ile günlük hayatın telaşı karışınca , zaman ne kadar da hızla akıp gidiyordu ? Hâla aynı evdeydiler. Uzun yıllar boyunca sokaklar, binalar , yollar, köprüler hepsi değişmişti. Bu ev hariç. İki katlı müstakil ve kireç boyalı bu ev bazen kayıp giden zamanı frenler , hayatın akışını yavaşlatırdı . Yaşlı ve kırılgan ruhuna hediye verilmesini isteseydi eğer , tek arzusu bu olurdu . O gecelerden biriydi yine. Yürüdükçe ayaklarının altından çıkan ahşap gıcırtıları, istiflenmiş odunların sobadaki çıtırtıları, ateşin isinden simsiyah olmuş çaydanlığın ıslığı , tıpkı eski günlerdeki gibi onunla konuşuyordu. Öylesine divana bırakılmış battaniyeler , su bidonuna konulmuş zeytin taneleri gözüne özenle renklendirilmiş tablolar gibi görünüyordu. Tıpkı eski zamanlardaki verimli günleri gibi. Bu ilham onu değiştirmiş ,ne zamandır miskin duran zihninin harekete geçmesini sağlamıştı. Ruhunun incelikleri, donmadan önce karıncalaşan el ve ayak parmakları gibi son bir kez uyarıyordu kendisini.Bu yalnız ,yavaş ve acılı yok oluşa karalayabileceği bir kaç satır, anlamlı dize belki bir çare olurdu.Kim bilir?
Kocası her zamanki yerindeydi.
Donuk bakışları ,mumlarla donatılmış odada silikleşiyor , aşkı ve tutkularını en derinden paylaştığı adam , loş ışıkta bir siluete dönüşüyordu. Şimdi oda ,sobanın sıcaklığı ,tüm gün boyunca neredeyse gözlerini kırpmadan bakan kocasının sakin ve düzenli nefesiyle doluyordu. Oysa bu sıradan , insanın gözüne nostaljik gelebilecek mekan , gündüzleri tam bir cehennem oluyordu. Bel altından burnu hissizleştirecek kadar pis bir koku, divandaki tahta kuruları , sıvası dökülmüş duvarlar... Bu cehennem değilse neydi ? Ömrünü şiire , sanata , edebiyata adamış iyi eğitimli bir kadın ömrünün son demlerini böyle geçiremezdi. Geçirmeyecekti de. Çok sevdiği fularını boynuna doladı . Gardırobundan özel günler için sakladığı kabanını ve ütüsü bozulmasın diye bin bir zahmetle sakladığı elbisesini çıkardı . Saçlarını son bir kez daha taradı , kaşlarının üzerinden kalem ile hafifçe geçti .
Aynada kendini kontrol ettikten sonra ,bir insan boyunda rengi beyazdan koyu sarıya dönmüş perdeleri sonuna kadar sıyırarak pencerenin önüne dikildi . Ayrılmadan o bitkin hafızasına yer etmesi için kocasına kendisini gösterdi.
Dün akşamki ilham ile , son kez yazdığı şiiri okudu.
‘’Ben sana hep vurgundum.
Aklım yerinde değil ağrılarının üzerini örtecek kadar.
Yüzünü şefkatle okşayan odanın ışığı
Son zamanlarımıza denk düşüyor işte.
Tanrı üzerimize yorgunluğunu bağırıyor
Ey benim kamburum ,
Ey benim bitmeyen kışım. ,
Hatırla!
Ben hep sana vurgundum. !!
Değişen bir şey olmadı. O hep donuk bakıyordu. Ama kızmadı. Onu kim böyle görse , bu pis koku , yıkık dökük duvarlar ve perişan haldeki mobilyalar arasında değişen bir şey olmazdı . Akşam yetişemem diye en büyük mumu yaktı.Kocasının bu son günde karanlıkta kalmasına gönlü razı değildi. Şiirin yazılı olduğu kağıdı avucuna sıkıştırdı. Dışarı çıkmadan kapının eşiğinden son bir kez ardına baktı . Bugün sondu. Bakım evine gerekli başvuru yapmak üzere evden çıktı .Büyük kapılardan geçerek sora sora istediği yeri buldu. Yalnız olduğunu , emekli maaşının yetmediğini , kendisi de yaşlandığından artık ona bakmayacağım anlattı. İçinde zerre üzüntü yoktu. Aksine artık rahata ereceğini düşündüğünden mutluluk kapladı içini. Kendisine gençler tarafından yer verilen bir dolmuş ile evin yoluna koyuldu . Memurlar sonra keşif için geleceklerdi . O zamana kadar olan yapmamaya karar verdi.
Eve yaklaştıkça yerinde gitmeyen bir şey vardı . Mahalleli evin etrafında toplanmış, itfaiye hortumlarını topluyordu. Şükür yanan ölen kimse yok diyordu komşuları ama ona kızdıklarından şikayet etmeye başladılar.
‘’Memur bey .Bu kadın yıllardır böyle. Ya kendini yakacak ya birine zarar verecek bir hal çaresini bulun .’’
mahallenin çocukları bağırıyordu . Hey millet !
Deli ölmeeeeemiiş !
Deli ölmeeeeemiiş !
Yorumlar
Yorum Gönder