Ana içeriğe atla

Dilimde bir muamma '' Farkındalık ''

 



Mutlu çevre yaratmak için mutlu kişi ,mutlu eş-baba , mutlu bir sosyal birey olmalıyız ki; gelişimimiz adına attığımız adımlar bizi ileriye götürebilsin.
Fakat günümüz insanın ekonomik yapısının insanı sürüklediği girdabın, günlük yaşamımızın içinde bizleri olumsuz etkilemediğini düşünmek ‘’farkındalık’’ kavramını fark edememek manasına geliyor.

Her gün denize bakan bir insan ile her gün dağa bakan insanın, dünya ve psikolojik görüşü nasıl bir olamayacak ise her gün geçim kaygısı yaşayan birinin de farkındalığı diğer insanlardan farklı gelişebiliyor.

İnsanların terk edilmeleri , inandırıcılıkta problem yaşamaları ya da başarılı olmak adına attığı adımların görülmemesi ,şartlandırılmış akıllar ve sınırlı bir ortam içinde pek önem arz etmeyebilir. Çok da önemli değildir bu. Başarı , İnsanlar tarafından , kaybettikleri alanlarını , haklarını , geri alabileceği bir geri dönüşüm kutusu gibi görülebilir. Fakat özgürce ve ahlaklıca düşünen herkes başarının göreceli olduğu konusunda hemfikir. Kaldı ki; iş yerlerimizin, topluluğumuzun takdir duygusunun azlığı ,belki de başarı kavramının gelişip , onlarca inovasyonun önünün tıkanmasına çoktan sebep olmuş durumdadır?
Kim bilir?
Kişisel ve kurumsal farkındalık adına karşılıklı geliştirilmesi gereken onca adım ,kişisel egoları ve sınırların dışına taşma tedirginliği bir kenara bırakılarak tekrar ele alınabilir.

Yaptığımız onca hatanın bizleri birer bilgeye çevirmeyeceğini biliyoruz. Ama insanoğlunun öğrenmede en etkili yönteminin bu olduğunu söyleyebilirim.
Fakat ;
Yarın bile ölebileceği duygusuyla , dogmaların ve düşüncelerinin gürültüsü altında ezilmeye karşı çıkmak , bireysel çözümler üreterek sezgi ve cesaret ile adım atmak daha şık ve basit görünebiliyor.

Bazı insanlar inançları doğrultusunda kariyer ve gelişim planlarını basitleştirip tevekkül edebilirler. Post modern dünyanın , profesyonel iş hayatının kabul edemediği bu fikrin halâ daha çok değer ve takdir görebileceği inancındayım.

Hayattaki en büyük başarının kişiden kişiye değişebileceği gerçeği kabul edilmesi zor bir olgudur.

Yaşam dediğimiz süreci ‘’kaybedecek çok şeyin olduğu’’ yanılgısından sıyrılarak daha basit ve gerçekçi yaşamaya çalışmak her şeyi yaşanabilir kılıyor.

Ve ;

En büyük tutkumuz yaşanılabilir bir dünya yaratmak değil midir zaten ?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalan

  Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri… Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.  Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı… Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana.  Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?B...

Bir Başka mıyız?

  Netfilix ‘in popüler etmek istediği diziyi parlatarak adından söz ettirme başarısı var. Çoğunluk fikrini beyan etmek ve tarafını gösterebilmek için sıraya giriyor zaten. İnsanların popülerliği , popülerliğin de insanları beslediği yapay bir döngü. Bu dizi vasat. Ne iyi , ne kötü . Kimisine göre iyi, kimisine göre kötü. Ve maalesef popüler olanın hemen manipüle edildiği ülkemizde mutlaka suyunu çıkaracak “devam’'ları gelecektir. Senaristin masum dizisinde 'buhranlı zamanlarda arabada oyun havası açması gibi. Din , namus , önyargı , etnik köken vs. hepsi aynı tavada kavruluyorsa , derdimi nasıl anlatabilirim kaygısı çıkıyor ortaya. Dizi bunu vasat seviyede sürülen yaşamlar üzerinden ve derinliksiz karakterlerin değişim - dönüşüm süreci ile yapıyor. - İmamın eşinin ölümüyle ibadetten çok deniz kenarında kampla meşgul olması - kızının başörtüsünü açıp (ucundan da gösterse) eşcinsel bir ilişkiye meyletmesi - psikoloğun baş karaktere (Öykü Karayel) burun kıvırırken kendi sancılarıy...

Neden?

  Neden böyleyim ben?  Ertesi gün  giyilecek  ayakkabının yeni kokusu burnuma vururken de  böyle miydim?  Yine böyle hüzünlü ?  Komşunun  ayağı sakat köpeğini de  dert ediyor muydum küçükken?  Bilmiyorum .  Sizin de kalbinizin  yaşamaktan nasır olmuş yerlerine basıyorlar mı  acısın diye?  Kim açtıysa o ilk yarayı bilmeyerek açmıştır.  Neden böyleyim ben ?  Eksiklerimin , eskilerimin tozları sinecek mi üzerime ?  Ah şu doyumsuz iktidar, Ah şu en güzel ekmeği pişirenin boynunu eğik tutan muhalefet !  Yarın bayramsa dört duvar arasında ,  verebilecek misin bize  gökyüzünü ? Yoksa söke söke alacak mıyız mı tüm kırıklıklarımızla?