Ana içeriğe atla

Yara

 Dokunulabilir bir yara mıyım ben?

Sessiz. Sızıntısı olan.

Herkesin sakındığı yosun tutmuş keskin bir kaya.

Soğukta dökülmeyen dikenli çam yaprağı.

Zamandan arınmış  sözlerim .

Kıpırtısız , savunmaya mecalsiz.

Ayın batışı gibi fark edilmeyen.

Her gerçeğe denk

Her yalana eşit.

Dokunulabilir bir yara mıyım ben?

Ne doğurduysa beni

Yüzünde kurumuş gözyaşı.

Tüm baharlarda çiçeğim kırağı.

Boynuma asılan yargıların yorgunuyum

Kâh susan ,kâh kusan alazlanmış dillerinden.

Nerede bir  rüzgar gülü görsem

Koşturuyorum kurutmak için yaralarımı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.