Ana içeriğe atla

Yalan

 Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri…

Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.

 Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı…

Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana. 

Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?Bilemiyorum. Eşit olsun diye koşturup durduğumuz adalet ,yoldan çıkmış insanlara şekil verme sanatı değil. Yanılmış kitleler her ne kadar buna inansa da…

İşte bu yüzden öylece , içtenlikle yalan söyleyenlere dur denilirse düzelecek her şey.

devletin en başı da olsa,yanı başında da olsa,dilimizde de olsa…

Dur diyebilirsek, yeniden başlayabilir her şey!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.