Ana içeriğe atla

Son İç çekiş (Ah'lar köprüsü)




Diğer hapishaneye geçecekmişim. Ne zaman affedileceği belli olmayan mahkumları daha rutubetli olan karşı tarafa alıyorlar. Rutubet üzerine giydiğimiz ağır ıslak bir elbise gibi.


Karşı taraf. Neden bilmem , kimseye karşı koymadan nasıl hep karşı tarafta olmayı becerdim anlayamıyorum. Suyun karşı tarafında rutubet kokusu değil sanki ölüm kokusu var. Dışarıdan bakarken bile içi kararıyor insanın. Orada kimse beş seneden fazla yaşamadığından ıslak cehennem koymuşlar adını .


Karşısına yeni ve güneş gören hapishane yapılınca benim gibi umutsuz olanları karşıdaki eskiye atıyorlar.


Kolumdaki eti koparırcasına sıkıyor gardiyan . Sapsarı dişleri, çizgili alnının ortasına düşen seyrek saçları ve çirkin bir yüzü var. Herhangi bir zamanda böyle bir adamı sokakta görsem Tanrıya beni bağışlaması için af dilerdim. Benden daha çok acele ediyor köprüye varabilmek için.


Ahlar köprüsü deniyor buraya. O cehenneme girmeden önce görebileceğimiz son dünya ve güzellik burada . Bu yüzden kimse son bir kez derin bir nefes almadan yürümezmiş karşıya.


İşte buradayım. Katillerin, hırsızların, borcunu ödeyemeyenlerin tam ortasında.


Ne düşüneceğimi bilemeden sadece güneşin suya yansımasına bakakaldım . Güneş böyle zamanda daha parlak geliyor insana. Etrafta çıt ses çıkmıyor. Sevgilisini dans edermişcesine saran genç adamın gözlerini görüyorum. Birazdan gondolu geçecek ayaklarımın altından. Küreklerini suya daldırdığındaki dalgalanmaya bakakalıyorum . Bir su birikintisine iç çekiyorum .


Merhamet istemiyorum.


Suyun karşı tarafına geçiyorum. Ne zaman affedileceği belli olmayan rutubetli tarafa .


Son yazdığım özgürlük şiirini mırıldanıyorum içimden.


Beni ölüme götüren .


Ben mırıldandıkça gardiyan sıkıyor etimi tekrar. Sussaydın keşke diyor. Sussaydın ve yaşasaydın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.