Ana içeriğe atla

Kedi , Sidik , Aşk

Şurada birkaç yıla milenyuma gireceğiz.Sene kaç olmuş hala evden kedi kovalıyorum

Şöyle en üst katta oturacaksın , herkese tepeden bakacaksın,evlerin çatılarını izleyeceksin.


Bakalım ne zaman?


Gözlük Dedem ölünceye kadar ben yaşlanıp gideceğim.Bir an önce verse şu evi mütaahite hepimiz kurtulacağız.


Televizyon yine tutukluk yapmış.Annem işte olduğundan dedem tüm gün yalnız.Yatalak , iyice yaşlandı.Dört gözle beni beklemiş.Televizyon karlı gösteriyor.


Her gün böyle olurr. Eve gelir,çantamı ve önlüğümü çıkarır , televizyonun tepesine hafifçe tokadı çakarım. Halden anlar, düzeliverir. Dedemin her şeyi bu televizyon.Haberler,Türk filmleri,yalan rüzgarı , Dallas , Kara Şimşek , Hayat Ağacı dedemden sorulur.


Akşam TRT3’teki Manuela dizisine ,ikisi birden ağladığından kaçıyorum yanlarından.


Hadi anne ota boka ağlar , dedeme ne oluyor Allah aşkına?


Kocası Manuela’yı aldatır , dedem çişini tutamaz, Manuela’ya ağlıyor.


Allah’ım sabır ver.


Allahtan Hülya var .O olmasa buralar çekilmez.Dönecek elbet biliyorum.Seviyoruz birbirimizi. Bana verdiği kalpli balonun içinde halâ nefesini saklıyorum odamda. ilk o zaman öptüm onu. Onu’da ilk öpen erkek benim tabi ki. Gece o balona sarılıp uyurum.


Zaten çoğu zaman kokudan uyuyamayız ya, geceleri kalkar anneme yardım ederim. Tek başına altını bağlamakta çok zorlanıyor.


Anneme çok kızgınım.Adam zaten evi sana bırakacak.Ha şimdi , Ha bir sene sonra sonra ne fark eder ?


Evimiz yeni olsaydı eğer, Hülyayı eve davet edebilseydim , belki işler değişirdi. Bu halde nasıl çağırabilirdim ki?


Sidik kokusundan konuşamazsın bile.24 saat cam açık.


Bu arada, ne zaman aklıma gelse gülüyorum. Ben çabuk sinirlenirim biliyorum ama Hülya benden ayrılırken ,


‘keski sirke küpüne zarar Mehmet’’ dediğinde, zaten bizim ev sürekli keskin bir sirke gibi kokuyordu.


Sokakta canı sıkılan kedi, dedemin divanının altında alır soluğu.Dedemin kedilere verdiği huzuru ömrü billah kendimde bulamadım.Çok öğreneceğim şey vardı dedemden.


Bildim bileli kalın çerçeveli gözlükleri vardır.Küçüklükten beridir gözlük dede derim o yüzden.Ninem babamı doğururken öldüğünden, hem çalışmış hem oğluna bakmış,hem de ne bulursa okumuş.


Babam desen anne yüzü görmemiş.Bu hayatta ne yaşadığını kendi de anlamamıştır herhalde.


Benim bu annem çekilmez.Hasta eder adamı.Her şeyime karışır.Mehmet sigara içme,Mehmet okuldan kaytarma,Mehmet terli terli su içme , Mehmet etrafı dağıtma.


Mehmet, Mehmet ,Mehmet…..


Şu ev işi olmasa çoktan kaçardım ama , önce Hülya’yı ikna etmeliyim.Bak onun benden ayrılmasına neden de odur.Bu kadar karışırsa olacağı buydu.Bir rahat bırakmadı beni.


Evi de babama bıraksa daha iyi .Konuşacağım dedemle.Temizliğe gitmeler,para biriktirmeler, dedeme iyi bakmalar falan hep numara.


Bugün okul yok. Hülya da buluşmak istemedi benimle.Evdeyken dedemle laflarız diye dışarıya çıkmadım.


Yine her taraf kedi . Divanın altına yavrulamış namussuz.Dedem de elletmiyor.


‘’Oğlum Mehmet otur şuraya’’ dedi Gözlük dedem.


‘’bak, benim bir ayağım çukurda.Baban öldüğünden beridir anacağızınla büyütüyoruz seni.Kadın sırf senin için birini bulup evlendi evlâdım; babasız büyümeyesin diye.


Sen ise o deyyusu anandan daha çok sevdin niye ise ?


Kararımı verdim.Huzurevine yatacağım.Emekli maaşımla geçinirsiniz.Bu Evi ve arsayı annene bırakacağım.Gerisi Allah kerim. Şu parayı da al. Ne zamandır İstediğin bisiklet var. Alabilirsin.’’


Nasıl aklına işlediyse artık dedemin ,kararını vermiş bak. Uğursuz kadın. Her şeyin bu kadar kötü oluşu onun yüzünden.


Neyse.


Bisikleti mavi alayım bari.Okulda hava atarım . Hülya maviyi sever.


Kim bilir, belki bisikleti görünce, benimle tekrar buluşmak ister ?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalan

  Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri… Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.  Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı… Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana.  Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?B...

Bir Başka mıyız?

  Netfilix ‘in popüler etmek istediği diziyi parlatarak adından söz ettirme başarısı var. Çoğunluk fikrini beyan etmek ve tarafını gösterebilmek için sıraya giriyor zaten. İnsanların popülerliği , popülerliğin de insanları beslediği yapay bir döngü. Bu dizi vasat. Ne iyi , ne kötü . Kimisine göre iyi, kimisine göre kötü. Ve maalesef popüler olanın hemen manipüle edildiği ülkemizde mutlaka suyunu çıkaracak “devam’'ları gelecektir. Senaristin masum dizisinde 'buhranlı zamanlarda arabada oyun havası açması gibi. Din , namus , önyargı , etnik köken vs. hepsi aynı tavada kavruluyorsa , derdimi nasıl anlatabilirim kaygısı çıkıyor ortaya. Dizi bunu vasat seviyede sürülen yaşamlar üzerinden ve derinliksiz karakterlerin değişim - dönüşüm süreci ile yapıyor. - İmamın eşinin ölümüyle ibadetten çok deniz kenarında kampla meşgul olması - kızının başörtüsünü açıp (ucundan da gösterse) eşcinsel bir ilişkiye meyletmesi - psikoloğun baş karaktere (Öykü Karayel) burun kıvırırken kendi sancılarıy...

Neden?

  Neden böyleyim ben?  Ertesi gün  giyilecek  ayakkabının yeni kokusu burnuma vururken de  böyle miydim?  Yine böyle hüzünlü ?  Komşunun  ayağı sakat köpeğini de  dert ediyor muydum küçükken?  Bilmiyorum .  Sizin de kalbinizin  yaşamaktan nasır olmuş yerlerine basıyorlar mı  acısın diye?  Kim açtıysa o ilk yarayı bilmeyerek açmıştır.  Neden böyleyim ben ?  Eksiklerimin , eskilerimin tozları sinecek mi üzerime ?  Ah şu doyumsuz iktidar, Ah şu en güzel ekmeği pişirenin boynunu eğik tutan muhalefet !  Yarın bayramsa dört duvar arasında ,  verebilecek misin bize  gökyüzünü ? Yoksa söke söke alacak mıyız mı tüm kırıklıklarımızla?