Ana içeriğe atla

Dut

 ''Her sene geliyorlar yanıma. Ağlaşıp dururlar. Ben günden güne değişiyorum haberleri yok.. Ellerimin parmakları uzadı ilk önce.Sonra ayak parmaklarım.Yattığım yere kök salıyorum.Ninemin Kuran okuyuşu hala aklımda.Her gün üzerime güneş doğuyor. Sabahları öten kuşlar arkadaşım . Günden güne filizleriniyorum. Köklerim inecek derine. El parmaklarım ile ayak parmaklarım uzadıkça birbirine kavuşacaklar.


Mutluyum. Bunu hayal etmiştim.Kaç kişi hayal ettiği şeyi yaşayabiliyor ki ?


Ben bir dut ağacıyım. Kimsenin bilmediği ,cennetin içinde , mutlu.''




***************




Okuldan kaçtıklarında öyle coşkulu olurlardı ki, aylarca ahırda güneş görmeyen kısrak gibi, heyecan , tutku , yaşama arzusu dolarlardı.


Neşeleri bir film afişi canlandırması gibiydi.


Yine böyle bir günde, hınzırlık için her şey müsaitti.Bugün bu üç arkadaş ulvi bir hizmette bulunacak,bir taşla iki kuş vuracaklardı.Her günün bir öncesinin tekrarı olduğu miskin günlerin Cuması ,dersten kaçılması için en uygun gündü.


Devlet Su İşleri'nin tüm personeli Cuma namazı için binadan ayrılırdı. Rütbesi yüksek memurlar iskeleye , alt kademe de hemen yanı başlarındaki kahveye hesabına kağıt oynamaya giderlerdi.


Üç hafta üst üste bunlar oluyorsa demek ki bu işler rutine binmişti.




DSİ'nin bahçesinin sınırları tel ile çevriliydi. Rüzgar şiddetli esmedikçe dutlar telin dibindeki iç tarafa düşerdi.


O gün İki arkadaşı nadire bir iyilik yapıp tavlamaya çalıştığı kızı ve arkadaşını da davet etmişlerdi.Yüklüce dut toplayacaklar , mahalleliye dağıtacak ve kızların gözüne gireceklerdi. Her şey planlandığı gibiydi.Uygun havayı kokluyorlardı.


FAkat ;


ağacın tepesinde dikilirsen ve içine kilot giymediysen , şortun kenarından çükün gözükür.Kanundur bu. Herkes sokakta bile şortun ipini çözmez , yanından çıkarıp işeyiverirlerdi.


Olmadı.Olamadı.Her şey bacak arasını kapatmaya çalışırken kaşla göz arasında bitiverdi.Nadir, zaten o moral bozukluğuyla aşağıya inecekti. Koskoca Dsi müdürünün sopayla koşmasına gerek yoktu.




Aslında kızlara hava atmanın dışında da yardım etmeyi severlerdi. Annelerinin seneye de giyersiniz diye büyük büyük aldığı ayakkabıları senesi dolmadan sıkıyor deyip gariban çocuklarına dağıtırlardı.Temiz çocuklardı. Sünnet pilavının içine çük parçası diye tavuk derisi atmalarının dışında.




II




Şimdi Nadir'in canı hiç olmadığı kadar dut çekiyordu..Konuşabilse ,yazabilse Derdini anlatabilecekti ama gözleriyle canının dut istediğini tarif edebilmek hiç kazanamayacağını bildiği halde sessiz sinema oynamak gibiydi.Ne çok severdi sessiz sinema oyununu.


Ninesi her gün başında kuran okuyordu.Nadir ninesine dur diyebilse Allah benim için ne diye diye sormak isterdi.Derdini anlatamadıkça uyudu. Gözlerindeki acıyı gören annesinin verdiği ilaçlarla uyudu.Arkadaşları gelmediği için uyudu. Günün büyük bölümünde uyuyor sadece sırtındaki yaralar büyümesin diye annesinin pudralama zamanlarında insan olduğunu hatırlıyordu..




Bismillahirrahmanirrahim.


''Sana Allah için ne harcayacaklarını sorarlar.İhtiyaçtan fazlasını de.''


İhtiyaçtan fazlası.Bu ihtiyaç neydi.Nadir bunu bilmiyordu. Tek bir dut bile ağzından içeri giremezken başka hangi ihtiyacını düşünebilirdi. Babası müdürü döverken elinden bir kaza çıkmış annesi de aklını zar zor yerinde tutabiliyordu. Annesinin en büyük öfkesi ne , bir dut için ortalığı yıkan müdüre , ne kocasının elinin ayarını tutturamamasına ne de başka bir şeye idi.


Eve meyve giremezdi. hele dut , hiç giremezdi. Annesinin öflkesi meyvelere , bitkilere , ağaçlara idi.




Bimillahirrahmanirrahim. Rüyadaydı.


Nadir Allaha sözü bırakmadan araya girdi.


''Allahım ben ne olacağım? '' diye sordu Nadir.


En çok neyi hayal edersen cennette o olursun dedi Allah.


Nadir çok sevindi. En çok hayal ettiği şeye bir gün kavuşacaktı.


Annesi geldi.Yaralarına pudra döktü. Nadir İnsan olduğunu hatırladı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalan

  Öyle içten yalanları var ki insanların ve gerçek gibi görünen samimiyetleri… Bir an şüphe ediyorsun kendinden. Konforlu  yaşam,  alaşağı çekiyor tüm ahlakın insana verdiği niceliği. Oysa sen dimdik durarak gereken cevabı verecekken ,karşında eğilmiş bükülmüş insanların incelikli hesaplaşmalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun.  Muktedirler ve menfaatperestler bir tiyatro metninin tarih boyunca süre gelmiş tüm ahmaklığını haykırıyorlar izleyenlerine. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ,üremeyi ,sevişmeyi,gezmeyi,gülmeyi,okumayı,manevi olanı, elle tutulanı, bilineni,somutu,gerçekleri,göze dokunanı,duygusal olanı,aşk hikayelerini,basma kalıp pazarlamaları,akademik dille soslanmış açılımları,peşkeş çekilen fikirleri,mahcubiyeti,ihtişamı… Bitmek bilmeyen palavralarla süsleyip anlatıyorlar sana.  Oysa şık elbiseler içinden ,rüzgarda aralık kalmış bir perde gibi fıkırdayıp duran kişilikleri ele veriyor kendilerini. Nezaketen susmak gerektiğine inandığımızdan mıdır ?B...

Bir Başka mıyız?

  Netfilix ‘in popüler etmek istediği diziyi parlatarak adından söz ettirme başarısı var. Çoğunluk fikrini beyan etmek ve tarafını gösterebilmek için sıraya giriyor zaten. İnsanların popülerliği , popülerliğin de insanları beslediği yapay bir döngü. Bu dizi vasat. Ne iyi , ne kötü . Kimisine göre iyi, kimisine göre kötü. Ve maalesef popüler olanın hemen manipüle edildiği ülkemizde mutlaka suyunu çıkaracak “devam’'ları gelecektir. Senaristin masum dizisinde 'buhranlı zamanlarda arabada oyun havası açması gibi. Din , namus , önyargı , etnik köken vs. hepsi aynı tavada kavruluyorsa , derdimi nasıl anlatabilirim kaygısı çıkıyor ortaya. Dizi bunu vasat seviyede sürülen yaşamlar üzerinden ve derinliksiz karakterlerin değişim - dönüşüm süreci ile yapıyor. - İmamın eşinin ölümüyle ibadetten çok deniz kenarında kampla meşgul olması - kızının başörtüsünü açıp (ucundan da gösterse) eşcinsel bir ilişkiye meyletmesi - psikoloğun baş karaktere (Öykü Karayel) burun kıvırırken kendi sancılarıy...

Neden?

  Neden böyleyim ben?  Ertesi gün  giyilecek  ayakkabının yeni kokusu burnuma vururken de  böyle miydim?  Yine böyle hüzünlü ?  Komşunun  ayağı sakat köpeğini de  dert ediyor muydum küçükken?  Bilmiyorum .  Sizin de kalbinizin  yaşamaktan nasır olmuş yerlerine basıyorlar mı  acısın diye?  Kim açtıysa o ilk yarayı bilmeyerek açmıştır.  Neden böyleyim ben ?  Eksiklerimin , eskilerimin tozları sinecek mi üzerime ?  Ah şu doyumsuz iktidar, Ah şu en güzel ekmeği pişirenin boynunu eğik tutan muhalefet !  Yarın bayramsa dört duvar arasında ,  verebilecek misin bize  gökyüzünü ? Yoksa söke söke alacak mıyız mı tüm kırıklıklarımızla?