Ana içeriğe atla

toprak kokusu




Yağmurla temizleniyor şehir.
Kirpikleri ıslanmış yalnızlar ve yalnızlıklar doyuyor toprağa.
Sahnesi kurulmuş tüm oyuncular  iniyor meydanlara.
Yağmur celladı oluyor makyajlı yüzlerin.
Tozlar suya karışıp çamura dönüşürken,
Sen beliriyorsun zihnimde.
Tertemiz.
Dupduru.

Tüm günahı dünyanın,
teslim olur bir ekim sonbaharına.
Elde edilmiş tüm kalabalıklar çekilirken kovuklarına,
Zihnim yapayalnız bir karmaşa.
Tüm ölümler bir çareymiş gibi inananların dilinde.

Oysa yaşayınca,
Ki bir sonbahar serinliğini solurken içine,
dağ yamacındaymışsın gibi.

Toprak kokar gibidir  yaşamın  koynu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

us'lu

Rengarenk matruşkalar fısıldaşıyor aynalarda. İçine sığdırdığın şehirler, Kutsal anılar barındırıyor göğsünde. Bir arzudur ki -ölçülemeyen , -Sınır tanımaz Tıpkı tırmanır gibi soluk soluğa bir dağın zirvesine, Çekiyor seni yanına. Ama bir devrimdir uslu bir çocuk olmak! Yavanlığın boşluğundaki kalabalıklarla boğuşurken. oysa yalnız olmak! çok olmaktan daha kalabalıktır bazen. Ve bazen terse esen rüzgar savurur polenini hürriyetin. Bir öykü gibi okunaklı, Sevmek gibi tertipli.

İlizyon

  Hangi gölge aslını yansıtıyorsa, Hangi asıl gölgesinde kayboluyorsa , Aldatıyor kendini her ikisi de. Bir elime güneşi bir elime ayı verseler değişmem diyen  peygamber çiçeği kokusu bir tarafa . Hangi gölgenin aslıyım ben? Kaybolup gitmiş bir ülkenin hangi dağı? Hangi aslın gölgesiyim ben?  evrene yayılan bir boşluk kokusunda .

martı çığlığı

Güneş burada.    Rüzgar değip geçerken şakaklarına ,bir kanat ile fethedecekken dünyayı , buradasın işte. Belki yarım yamalak bir sevda  uğruna doğrultmuş tüfeklerini hayat. Belki tüm izleri silinmiş saklı cinayetlerin.     ölüm dediysek mazi.   bir vapur uğultusuyla ürküp gidecekken ,  sahnede  bir cengaver  gibi bağırır yalnızlığın. Bir martı çığlığında.